Ne biçim bir blog yazarıyım ben ya!!!Son yazımın üzerinden iki ay geçti fakat parmaklarım bir türlü klavyeye erişmedi.Dikkatinizi çekerim erişemedi demiyorum.Evet,üşendim.Çünkü o kadar çok şey birikti ki anlatamam gibi geldi ama bir yerinden tutup başlamak lazım.Blogumu unuttuğum bu iki aylık süreci yatarak geçirmedim tabi ki.Araya bir Budapeşte ve bir İspanya gezisi, yaklaşık 6 sınav ve bir de oda değiştirme prosedürleri girince 2 ay göz açıp kapayıncaya kadar geçti.O zaman akılsız başın cezasını parmaklar çeker diyerek,tekrar merhaba blogger deyip, güzel şehir,Macar diyarı Budapeşte'ye ayırıyorum bu yazımı.
İkinci günümüzde, yarım kalan Buda kısmı tamamlamaya adadık kendimizi.Yine aynı rotayı izleyerek Kraliyet Sarayına çıktık yalnızca açık avlusunda dolaştığımız Saray bana gayette Dolmabahçe'yi hatırlattı.Önünde hoplamalı zıplamalı fotograflar çekindikten sonra sıradaki durağımız olan Citadell ve Gilbert Hill'e doğru yola koyulduk.Bu kısımlarını Ezop Masalları gibi anlatsam yeridir, çünkü bildiğiniz dağ bayır yürüdük Budapeşte de ayaklarımızı donduran kara rağmen. Citadell e ulaştığımızda hepimiz havanın kapalı olmasına söverek, yine kapalı mapalı dinlemeden fotograflar çekindik.Dönüş yolunun bize tattırmış olduğu patinaj keyfiyle ve karın guruldamalarımızla şehre ulaştık ve hemen gidip karnımızı doyurduk.Geceye hostelde devam ettik ki iyiki öyle yapmışız...Hostelde gayet enternasyonel bir grupla (kanadalı, amerikalı abiler, samimi portekizliler) muhabbete daldıktan sonra bir de üzerine poker oynadıkta gecemiz şenlendi.
Üçüncü gün hepimiz için muhallaktaydı çünkü hem o akşam dönecektik,hem termale gidecektik, hem de Heroes Square i gezecektik.İlk başta imkansız gibi görünen bu rota bizi epey yordu fakat termale girmeseydik çok şey kaçırmış olacağımızı anladıktan sonra koşturmacamıza değdiğine karar verdik.Budapeştenin termalleri çok meşhur bizde en meşhuruna gittik, makul bir fiyata tabi ki.35 ila 20 derece arası değişen sıcak sularda yüzmek bir havuzdan diğerine girip çıkmak bizi baya eğlendirdi.Heroes Square de -ne yazik ki-termal keyfini tadamayan arkadaşlarımızla buluştuktan sonra.Hediye eşya alışverişinde forintlerin dibine vurduk.Euro daha pahalı olmasına rağmen bu forint olayı bizi çok daha fazla sinir etti.İyi ki atmışız 0'ları dedim sonra.Ama her ne kadar pratik matematiğim yetmese de çevirmeye,güzel macar insanlarının EUR karşısında, 3 sıfırlı paralarının arkasında durmaları beni mutlu etti bir yandan.Bir de o kadar yazdım da Macar dilinden falan hiç söz etmedim ayıp bana.Hayatımda duyduğum en ilginç dil.Nereye çeksen oraya gelir ister Türkçeye benzet,ister Romenceye, ister Çekçeye...bu sıra daha böle devam eder.Ama ilk günkü tur rehberimizin söylediğine göre Fince ile aynı ailedenmiş bu dil ve Türkçe'ylede baya benzer kelimeleri var.Bütün dillerin karışımından oluşmuş eğlenceli bir dil gibi geliyor kulağa.En güzeli de batılı memleketlerden gelen insanların bir türlü söyleyemediği '*egeşegedre' yi dillendirmek.Kelimenin meali,türkçede şerefe, ingilizcede cheers,çekçede ise nazdravi.
Genel olarak Macar Tarihinden bahsetmem gerekirse aynı demir perde ülkeleri gibi anti komünist bireyler yetişmiş durumda.Fakat şehir olarak Budapeşte çok yara almış ikinci dünya savaşı ve soğuk savaş sırasında. Hitler pek bir iz bırakamamış şehre çünkü Macarlar Nazilere hemen teslim olmuşlar yani durum Çeklerle aynı.Biz de bu yaralı şehirde ,kasvetli havanında etkisiyle hüzünlü hüzünlü dolaştık ama neticede her birimiz çok mutlu ayrıldık Budapeşteden,çok sevdik Budapeşte 'yi.Aldık onu ,kalbimizde Prag'ın dibine iliştirdik.Ve bir daha hiç savaş görmemesini dileyerek ayrıldık Budapeşte den.
HOŞÇAKAL BUDA ,HOŞÇAKAL PEŞTE ,HOŞÇAKAL *DANUBE
*DANUBE:TUNA NEHRİNİN MACARCASI





